04 Temmuz 2009 Cumartesi

Kemalizm Nedir?

Kemalizm gelmiş geçmiş bir çok ideolojinin özelliğini taşıyan, ancak bu aldığı özelliklerin sonucunda çelişkisiz ve akılcı bir yol çizebilen, evrenselleştirilmesi gereken, pragmatik ve halkçı bir ideolojidir.

Bazı aşırı milliyetçiler, sahte solcular, Kürtçüler, komünist takım ve sosyalistler Kemalizm’in ideoloji olduğunu kabul etmemektedir. Bir kesim Kemalizm’in Kemalist Devrim’den ibaret olduğu düşüncesine sahiptir ve Kemalist Devrim’in yanındadır. Bir diğer kesim ise Kemalizm’in dogmalardan ibaret totaliter bir doktrin olduğunu iddia eder.

Öncelikle ideoloji kavramını açmalıyız. İdeoloji bir bilinç biçimidir. Düşünce sistemiyle topluma yol gösterir.

İdeolojiyi oluşturan yol gösterici ilkeler, fikirler ve felsefik öğeler toplumun talep ve gereksinimlerine göre genellikle liderler ve ideologlarla şekillenir. İdeolojiler düşünce kalıpları değil düşünce sistemleridir. En sağlam ideolojik sistemler pratikte şekillenenlerdir. Çünkü teoride şekillenen ideolojiler gerçekçi olmayabilir, sonuçları kestirilemeyebilir ve başka sorunlar doğurabilir. Bu nedenle pratikte şekillenen ideolojiler daha gerçekçi ve çelişkisizdir. Kemalizm’in deneyci(ampirik) özelliği pratikte şekillenmenin felsefik dayanağını oluşturur.

Kemalizm bu deneyci özelliği ve oluşma koşulları nedeniyle yapısal açıdan aslında en sağlam ve uyumlu ideolojidir. Felsefi dayanaklarını, toplumsal yönlendirmelerini, toplum hareketlerini deneyci ve halkçı özelliği sayesinde halktan almıştır.

Kemalizm pratikte şekillenmiş bir ideolojidir. Teorisi sonradan, bir dizi deneyci evreden geçtikten sonra oluşturulmuştur. Diğer tüm ideolojilerde teori belirgindir, esnek değildir ve henüz pratiğe geçirilmeden tüm teori ortaya çıkarılır. Bu çelişkileri, yanlışlıkları ve sapmaları doğurur. Bu Kemalizm’i diğer tüm ideolojilerden ayıran en belirgin özelliktir.

Kemalizm bir ideolojidir. İdeoloji olmadığını iddia edenler ideolojiyi doğru olarak ele almalı, Kemalizm’in ortaya çıkış özelliklerini incelemeli ve ona göre karar vermelidir.

Kemalizm’in temel felsefi dayanakları plüralizm, deneycilik(ampirizm), bilimsellik(pozitivizm) ve faydacılıktır(pragmatizmdir).

Kemalist Devrim pratiği Kemalizm’in ideolojik tarihinin başlangıç noktasıdır. Devrimdeki uygulamalar Kemalizm’in düşünce sistemine somut örnekler vermiştir. Bu örnekler Kemalist ideolojide deneyciliğe dayanılarak teorileştirilmiş ve sistemleştirilmiştir.

Neden Kemalizm?

Kemalizm tüm ideolojilerin üstünde bir yere sahiptir. Diğer ideolojilere kıyasla çok büyük yapısal farklılıkları vardır.

Öncelikle Kemalizm totaliter değildir. Diğer tüm temel ideolojiler, özellikle Komünizm ve Sosyalizm, halktan ve emekten yana olduklarını söylemektedir ancak totalitarizmin en üst düzeylerindedirler. Tek lider eksenli siyaset, tek veya bir birine ters düşmeyen az sayıda parti, silah tekeli ve medya tekeli totalitarizmin en temel özelliklerindendir. Topluma korku salınarak kitlelerin kontrol altına alınması da unutulmamalıdır.

Totalitarizmin doğal sonuçlarından biri çoğulculuğun(plüralizm) ortadan kalkmasıdır. Çünkü totaliter rejimlerde iktidar kendine zarar verebilecek ve otoritesini sarsabilecek zıt görüşlere yönetimde söz hakkı vermez. Çoğulculuk yok olur, tek düşünce, tek lider, tek parti düşüncesiyle hareket edilir. Ancak Kemalizm’de ülkenin zararına olmadığı sürece her fikre ve herhangi bir düşündeki partiye yer vardır.

Kemalizm devrim anlayışını baştan aşağı değiştirmiştir. Kemalist devrim anlayışından önce devrim kavramı başlangıç ve bitişten ibaretti. Bir toplum çağı yakalamak için bir liderle devrimi gerçekleştirir ve çağı yakalamaya çalışır, bazen yakalar, bazen yakalayamaz, bazen de o çağı ileriye taşır. Ancak Kemalist devrim anlayışı farklıdır. Bu anlayışta devrim süreklidir. Sürekli bir devinim vardır. Bu devinimi toplumsal bilinç, yani halk kütleleri gerçekleştirir. Kemalist ideoloji, tabii ki bazı sınırlar içerisinde kalmak şartıyla, devrimle, dolaylı olarak halkın iradesi ve talepleri doğrultusunda değişir ve gelişir.

Sürekli devrim hem çağdan geri kalmayı hemde toplumun talep ve isteklerine yetersiz kalmayı engeller. Ortaya tamamen toplumun iradesiyle ve çağın dinamiğiyle oluşmuş bir düşünce sistemi çıkar.

Diğer ideolojiler baskıcı ve yayılmacı politika izlerler. Kendi düşünce ve yönetim sistemlerini diğer ülkelere yayıp onları kontrol altına almak isterler. Ancak Kemalizm böyle değildir. Kemalizm’in temelinde özgürlük ve barış yatar. Ne yerli/yabancı bireylere ne de yerli/yabancı toplumlara karşı baskıcı ve saldırgan bir tutum alınmaz.

Kemalizm’in deneyci(ampirist) özelliği nedeniyle hiçbir iç çelişkisi yoktur. Zaten iç çelişki oluşturacak kadar katı doktrinlerede sahip değildir. Ancak diğer ideolojileri ele aldığımızda teori açısından çok zengin göründüklerini ancak gerçekçi düşündüğümüzde, benzetimlediğimizde(simüle ettiğimizde) o teorik dayanakların uygulamada birbiriyle çok büyük çelişkilere düştüğünü görmekteyiz.

Kemalizm’in en çok fark yaratan özelliklerinden biri ise özgür bireyler yetiştirmesidir. Diğer ideolojiler toplumun farklı düşüncelere sahip olup kendi iktidarlarını tehdit etmemeleri için çocuk yaştan, eğitim alanından kendi düşüncelerini empoze etmeye başlarlar. Totaliter ideolojilerin yönetimindeki toplumlar tek tip düşünceye mahkum edilmeye çalışır. Bu mahkumiyetin dereceleri değişkenlik gösterebilir ancak tek bir amacı vardır; devleti güçlü ve otoriter kılmak.

Oysa Kemalizm özgür birey yetiştirme amacındadır. Ne kadar çok özgür düşünce o kadar çok akılcılık, deneycilik ve çağdaşlık demektir. Kemalizm zaten toplumun yönlendirdiği bir ideolojidir. İyi yönlendirilmesi için tamamen özgür, bilimsel ve akılcı bireylere emanet edilmesi gerekmektedir. Atatürk; “Bütün ümidim gençliktedir.” Sözüyle bu yöne vurgu yapmıştır.

Kemalizm bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Çağdaşlaşma insanoğlu varolduğu sürece bitmeyeceği için Kemalist Devrim süreci de hiç sona ermez. Kemalist Devrim süreklidir ve halka en iyi nasıl hizmet edebilir ve yüceltebilirse ona göre şekillenir(faydacılık).

Kemalizm tamamen toplum için varolmuş ve varolacak; toplumun taleplerine amımda cevap veren; özgür, bilimsel ve akılcı bir toplumla çağdaşlığı hedefleyen; deneyci, akılcı, çoğulcu ve faydacı bir ideolojidir.

Yamaç KONA

05 Mart 2009 Perşembe

Türkiye Seçime Giderken Atatürk Türkiyesi Nereye Gidiyor?

29 Mart seçimleri gittikçe yaklaşıyor, gündem kızışıyor. Şehir, şehir dolaşıyor RTE. Sıralıyor yalanlarını ve iftiralarını. Çamur atıyor. Bazen yine kendini kaybediyor, ülkü ocaklı toy bir genç gibi konuşuyor. Bazen de kendini dergahta zannediyor. Öyle ya da böyle seçimler yaklaşıyor.


Tabii ki eşzamanlı olarak kriz de büyüyor. “Hamdolsun,” dedi, “teğet geçti”. Ne kadar yırtınsak da inanıldı. Eninde sonunda acı da olsa deneyimlerle anladı halk. Kriz nedeniyle 650 bin kişi işinden olunca daha bir kavranır oldu sanki. Meğer teğet geçmemiş, gelmiş ortadan ikiye bölmüş.


Matematiği hep zayıftı başbakanın, borçları da hep yanlış söyler kendileri.


Krizin ülkemizi teğet geçmesi, ancak aşırı hayalperestlere mantıklı gelebilir. Krizden Amerika etkileniyor, Avrupa etkileniyor ama bizim öyle harika(!) bir ekonomimiz var ki çıt çıkarmıyor.


Emektar ve işlevsel KİT'ler yok pahasına satılmış, tarım öldürülmüş, sanayi öldürülmüş. Üretimi ölmüş bir ülke nasıl krizden etkilenmeyebilir. Krizden etkilenmemek için diğer ülkelere bağımlı olmamak gerekir. Ne kadar bağımsızız?


Sonuna kadar politik ve ekonomik açıdan ABD'ye ve AB'ye bağlı olan ülkemizde kriz etkisini hayli hayli gösterecektir.


Felaket tellallığını sevmem ancak işten çıkarmalar artacak, para değersizleşecek ve berbat bir kriz ortamına düşeceğiz. AKP'nin şu ana kadar izlediği politikalar itibariyle halk mağdur olacak. Üretimi yok edilmiş, KİT'leri yabancıların elinde olan, sadaka kültürüne alıştırılmış bir halk nasıl tekrardan kolay kolay dirilebilir ki?


Türkiye'nin borcu AKP döneminde 500 milyar dolara çıktı! İşsizlik arttı! En önemlisi ise üretim öldürüldü. Şu kesinlikle kabul edilmelidir ki üretemeyen bir toplum, asla özgür değildir. Üretemeyen toplum dışa bağımlı bir ekonomiye sahiptir ve para trafiği kendi kontrolünde olamaz. AKP üretimi öldürerek çok önceden kokusu çıkan krizin ortasına üretemeyen bir ülke bıraktı. Bağımlı bir ülke...


AKP 7 yılda halkı güçsüz düşürdü, adeta altından arabasını alıp bisiklet verdi. Ancak halk bunu farkedemedi. İstihdam yaratılmadı, yerli üretimin yolu açılmadı, kolaylık sağlanmadı. Tersine var olan üretim tesislerimiz yok pahasına yabancıya satıldı. Sonuç bariz; kriz bizi fena vurdu.


Halk susturuldu, sadaka kültürüyle kandırıldı! Halka iş vermedi, ev vermedi, kendi emeğiyle insanca yaşama hakkı vermedi. Tam bir sömürgeci taktiği izleyerek halka kendi geçimini sağlayabilmesi için gereken istihdamı yaratmak yerine kendine muhtaç ederek küçük yardımlarla kendine bağladı.


Televizyonlara bakınca yine bir umut beliriyor insan içinde. Köylü çıkmış bağırıyor; “Ben kömür istemiyorum! Alın sizin olsun! Ben iş istiyorum, aş istiyorum! Bana iş verin!” diye isyan ediyor. Köylünün sesi çıkmaya başladığında işler değişebilir. Bu anlayışa herkes kavuşabilirse, bu gerçeği hekes; köylüsüyle, şehirlisiyle görebilirse o zaman kurtuluş gerçekleşir. Önemli olan bu bilinci halkta uyandırabilmek, gerçekleri görmesini sağlamaktır.


AKP bu kriz ortamında bile kar elde edebilme peşinde. Krizin ortasına dolaylı olarak AKP tarafından savunmasızca bırakılan halk gelen yardım çuvallarına sarılıyor ve bu yardım çuvalına neden muhtaç olduğunu, kimin muhtaç ettiğini düşünmeden AKP'ye şükrediyor. Anlayacağınız yine halk sömürüsü, yine takiyecilik.


Krizin göbeğindeki ülke Türkiye seçimlere yaklaşırken, yolsuzluk dosyaları bir bir ortaya çıkıyor. Deniz Feneri dosyası; AKP'nin başını ağrıtacağa benzer. 100 trilyonluk skandal, alınan, satılan, kiralanan gemi, camilerden toplanan yardım paraları, dosyada ismi geçenlerle AKP'nin ilginç bağlantıları!


AKP'nin boyası dökülüyor. RTE sadece sokak ağzıyla yalanlıyor.


Dökülen boyayı halka seçim rüşveti vererek kapatmaya çalışıyor. Tabii ki sosyal devlet kandırmacası altında...


Koskoca(!) başbakan bilmiyor mu sosyal devletin ne demek olduğunu? O iki kelime ağzından çıkarken hiç mi vicdanı sızlamıyor. Sadaka kültürünü, halkı muhtaç etmeyi sosyal devlet olarak yuttururken hiç mi yüreğin ağrımıyor?


Gerçekte sosyal devlet nedir? Daha önceki bir yazımda aynen şöyle tanımlamışım: “...Toplumda dengeyi, refahı, huzuru sağlayan ve koruyan, emeğe değer veren, çalışanın koruyucusu, sendikal faaliyetlerin destekçisi. Toplumda sınıflaşmayı kabul etmeyen, bireylere gelirlerini adaletli biçimde dağıtan, hukukun koruyucusu, güçsüzlerin savunucusu. Asgari yaşam seviyesini bireylere sağlamakla yükümlü bir devlet biçimidir...”


Gerçek sosyal devlet budur. Sosyal devlet; buzdolabı, çamaşır makinası, kömür, gıda kolisi dağıtmak değildir.


Eğer RTE gerçek sosyal devlet destekçisi olsaydı, susuz eve çamaşır makinası yollamak gibi bir çelişkiye düşmezdi. Zamanında su götürmediği eve seçim gazıyla çamaşır makinası, bulaşık makinası götüren AKP sosyal devletin arkasına saklanıyor. Oysa bu sadaka kültürünü topluma yerleştirmeye yönelik bir eylemdir.


Sadaka kültürü zamanla toplum üzerinde aşırı etkiye sahip olur. Sadaka kültürünün sonucu cahil ve ilgisiz bir toplumdur. AKP iktidara geldiği 2002 yılından beri sadaka kültürünü yerleştirme çabası içerisinde. Adım adım ve sinsice ilerledi AKP. Önce halkı fakirleştirdi. Bunu sahte istatistiklerle, göz boyayan icraatlarıyla ve en önemlisi 'din'le halkı kandırarak örtbas etti. Ardından halkı din ile bağnaz düşünceye sevketti. Bundan sonra yapmaları gereken tek şey halka beyaz eşya ve kömür dağıtıp oy satın almaktı.


Sadaka kültürünün temel anlayışı, genel yaşam standartlarını yükseltmek yerine, halkı fakir bırakıp, gerektiği zaman halkı kullanmaktır.


Halkın bu kandırmacayı anlamasını önleyen de zamanında halka sunulmuş olan ve halkı bağnaz düşünceye sevkeden 'din'dir.


AKP o kadar çok din bezirganlığı yapıyor ki! Bir o kadar da başarılı oluyor, inanılmaz karlar elde ediyor. Hem politik/toplumsal hem de maddi açıdan.


Patlak veren Deniz Feneri e.V.(Almanya'da e.V. her sosyal kuruluşun alması zorunlu olan bir ektir) soygunuyla AKP'nin ilişkisi bunu çok güzel ortaya koyuyor. Halkın saf ve güzel dini duyguları nasıl bu kadar kalleşçe kullanılabilir. Cevabını en çok merak ettiğim soru ise AKP bunların hesabını nasıl verecek? Yoksa yeni bir oyun mu oynanacak? Açıkçası büyük merak konusu.


Eğer Recep herzamankinden farklı olarak bir dansöz kıvraklığıyla sıyrılamazsa? Ya herşey tüm gerçekliğiyle halka inerse? İşte bu seçimden önce AKP'ye büyük bir darbe olur. Ancak yandaş medya nedeniyle gerçeklerin ne kadar halka inebildiği düşünülürse, bu bir hayal.


Tıpkı Davos ve Ergenekon olaylarında görüldüğü gibi yandaş medyanın etkisi tartışılmaz. Örneğin Davos olayında yandaş medyanın tutumunu ele alalım. RTE'yi kahraman ilan ettiler, Davos'taki tutumunu bir destan şeklinde halka sundular. Oysa Davos bir oy toplama telaşı icraatıdır.


Olayı şöyle ele alalım. RTE Davos'ta büyük bir kahramanlık(!) örneği gösterdi. Din kardeşlerimizi(!) korudu. O sırada yandaş medya bunu halka büyük bir heyecan ve süslemeyle anında sunuverdi. En önemli nokta ise RTE'nin İstanbul'a dönüşüdür. RTE İstanbul'a gece yarısı döndü. Gecenin bir yarısında büyük bir AKP'li kitlesi Erdoğan'ı kahraman gibi karşıladı. Asıl ilginç olan metronun özellikle o saate kadar açık tutulması, bedava otobüs seferleri ve yandaş medyanın canlı bağlantıları. Bindirilmiş kıt'a Recep'in dediği gibi Cumhuriyet Mitingleri değil, Davos olayıdır.


Davos'un bir oy toplama telaşı eseri olduğu paçalarından akıyor!


Asıl olarak başka bir amaca hizmet eden, ancak seçimler için de pazarlanabilecek birşey daha var AKP'nin elinde. Ergenekon!


Ergenekon'un asıl amacı AKP muhaliflerini etkisiz hale getirmek, bunun seçimlere dolaylı olarak etkisi var.


  1. Muhaliflerin sesi kısıldığından AKP artık daha özgürce at koşturabiliyor! Çünkü muhaliflerin sesi kısıldıkça halk daha kolay kandırılabiliyor.

  2. Telefon dinlemeleri, mekan dinlemeleri toplumun üzerine inanılmaz bir korku dalgası yayıyor. Herkeste bir 'Dinleniyor muyum?' korkusu.


Bunlar toplumun kafasını karıştırmakta ve oy hakkını kullanırken bile bir tedirginlik yaratacak seviyede.


Bir de olası doğrudan etkisi söz konusu. 29 Mart'tan 2-3 gün önce ya bir Ergenekon dalgası daha gerçekleştirilirse?


AKP'nin şu ana kadar ki oyunları, takiyeciliği, dolandırıcılığı, kandırmacası dikkate alınırsa bunu yapması ciddi bir ihtimal.


Artık tüm bunlar ülkemizde hergünün klasik manşetleri. Alışılagelmiş şeyler. Ne kadar acı!


Atatürk Türkiyesi nereye gidiyor dersiniz? Neler yaşandı ve yaşanıyor bu ülkede tam bir analizini yapmak mümkün mü? Ne kadar yara aldı Atatürk Türkiyesi? Daha ne kadar sürecek bu yıkım?!


Atatürk Türkiyesi'nin bazı çevrelerce hedef alındığı malumunuz. Ne zaman durdurabileceğiz? Nasıl durduracağız?


Ne zamanını bilemem ama sanırım nasıl olduğunu biliyorum! Cevap gayet basit; kalemimizle, beynimizle, aklımızla! Atatürk Türkiyesi'ni savunmak isteyenin biricik hedefi toplumu uyarmak, toplumu bilgilendirmek olsun! Herhangi bir şekilde toplumu uyandırmak olsun, gözlerini açmak olsun! Atatürk Türkiyesi'nin insanları bu yolu izlerse kurtuluşumuz yakındır!


İşte krizin göbeğindeki ülke Türkiye seçimlere Ergenekon'larla, Davoslar'la, Deniz Fenerleriyle, beyaz eşyalarla gidiyor!


Adil olacak mı acaba?..



Yamaç KONA



İletişim : yamac.kona@politikadergisi.com

13 Ocak 2009 Salı

Sadaka Kültürü

Türkiye'de yerleştirilmeye çalışılan sadaka kültürü demokrasinin ve bireyin en sinsi ve en azılı düşmanıdır. Sadaka kültürünü emperyalizmin, kapitalizmin büyük rol oynadığı yeni hükümdarlık formülü olarak ele alabiliriz. Yani yıpranan mandacılığın yeni jenerasyonu.


Peki sadaka kültürü bir ülkeye nası yerleşir? Bir ülkenin vatandaşı nasıl sadaka kültürünün pençesine düşer?


Sadaka kültürü bir ekonomi üzerinden hakimiyet kurma yöntemidir. Sadaka kültürünün yerleşimi ülke ekonomisinin kapitalizme teslim edilmesiyle başlar.


Halk fakirleşir, muhtaç hale getirilir.


Temel ihtiyaçlara zam üstüne zam yapılır. Halk, zamlar altında ezilir. Sesi soluğu kesilir, muhtaç kalır.


Ardından kahraman iktidar gelir! O kurtarıcıdır. Kömür dağıtır, bulgur dağıtır, pirinç, portakal olmadı yardım kuponları. Zaten faşizm ile sindirilmiş, din ile beyinleri yıkanmış, düşünme yetisi kaybettirilmiş halk iktidara şükreder. 2 torba kömüre hakkını satar, demokrasiyi satar, oyunu satar...


Suç halkın değil! Bu geniş bir oyun, geniş bir aldatmaca. Kapitalizm ülkeyi işgal ederken, ülke içindeki hayınlar halkın düşünce gücünü yok ediyor. Baskıyla muhalif medyayı sindiriyor, halkı sindiriyor, demokrasiyi hiçe sayıp tek ses oluyor, takiyecilik yapıyor, halkı kandırıyor. E halk ne yapsın?..


Kapitalizm Türkiye Cumhuriyeti ekonomisine tam anlamıyla hükmektedir. Ülke hayınlar tarafından peşkeş çekilmekte ve halk aşırı zamlar nedeniyle yaşam mücadelesi yükünün altında ezilmektedir.


Halk muhtaç duruma getirilmiştir.


Seçim yaklaşırken, sermaye ve AKP bu çalışmalarının meyvelerini topluyor. Yine halkın vergilerini, yine Türkiye'nin kaynaklarını kullanarak sosyal belediyecilik adı altında oy satın alıyor. Demokrasinin hiçbir manası kalmıyor.


Türkiye Cumhuriyeti'nin bireyleri, bireylikten çıkıyor, sermayenin bir kulu oluyor!


Türkiye Cumhuriyeti'nin kasasından, AKP'nin seçim oyunları için 3,5 milyar YTL'yi aşkın para çıktı!


Halk yardımı alıyor, 2 ay bilemedin 3 ay bir miktar rahata eriyor. Sonra ne oluyor? Yine zamlar, yine açlık, yine yoksulluk, yine sefalet ve yine sömürü...


Asıl nokta şu, halkın anlaması gereken şu: AKP bu kadar yardım yapıyor da neden hala halka kalıcı hizmet götürmüyor, neden yaşam standardını yükseltmiyor, niye hep muhtaç bırakıyor.


AKP ilerlemeye izin vermiyor.


Halk şunu düşünsün; kömür yardımı, yiyecek yardımı, para yardımı yapılıyor. Peki benim iyi bir işim olsa, en ufak şeyden koyun gibi kırpılmasam, herşey yabancı sermayenin elinde olmasa, ekmeğim 4 senede yüzde yüz elli zamlanmasa, doğalgazım, benzinim, elektriğim dünyanın en pahalısı olmasa, enerji, yakıt vs. hep ithal edilmese, ben yoksulluk çeker miydim? Ben 2 torba kömüre, bir koli baklagile, 100 YTL yardım çekine muhtaç olur muydum?


Asıl üzerinde durulması gerekilen, asıl öğrenilmesi ve öğretilmesi gerekilen nokta budur.


Sorun barizdir. Sadaka kültürünü etkin kılmaya çalışmadan önce, hainler tarafından gerçekleştirilen sindirici, faşist ön çalışma sebebiyle halk genel çerçeveyi görememektedir.


Bu oyun nedeniyle ülkemizde demokrasiden eser kalmamıştır.


Seçmen kütüklerindeki yolsuzluğa değinmiyorum bile. Ülkemizde demokrasi ölmüştür. Varolan demokrasi sermayenin demokrasisidir, halkın değil.


Sonuç şudur ki; sadaka kültürü, demokrasinin en azılı düşmanıdır. Sermayenin yeni hükmetme sistemidir.


Sermaye ülkemizde hızla yayılmaya devam etmekte ve hükmetmektedir. Ancak biz direnmek, direnmek ve direnmek zorundayız...


Herşeye rağmen iyi yıllar...


Yamaç KONA


İletişim: yamackona@gmail.com